Yalanmış Meğer 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, beste, edebiyat, serseri, şarkı, şiir.add a comment
Anılar canlandı yine, bu akşam ansızın.
Kalbim kırık, gözüm yaşlı ama sen yoksun artık.
Yüreğimdeki bu acı ne zaman diner bilmem ama,
İnan bana yazık ettin, bir daha dönmem, asla.
Verdiğin sözler yalan, yalanmış meğer.
Bu kadar acı bana fazla, çek git artık, yeter!
Belki hâlâ kalbimdesin ama,
İnan bana unutmak için herşeyi yapıyorum.
Bu sevda biter, sonsuza dek sürmez,
Ama böyle bir sevgiyi bulamayacaksın bir daha.
Bilir bunu deli gönlün,
İtiraf edemez kendine.
Ben dudaklarımdan adını sildim.
Aklıma geldikçe dolar içime bir keder,
Verdiğin sözler yalan, hepsi yalanmış meğer.
Söz-Müzik: Onur ERDOĞAN, Ozan FERAH
Sicim Sicim 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in serseri, şiir.2 comments
Usulca koyarsın başını yastığına.
Aklında ne var, hiç bilemem.
Ben rüyalarında bulurum seni.
Vuslatımdır geceden sabaha.
Uyanma. Sakın uyanma!
Seni bulurum rüyalarında.
Geceler ümidimdir,
Başını yastığına her koyduğunda.
Korkma. Ah sakın korkma!
Karabasan değilim rüyalarında.
Bir ninnidir bu; yalnızlığın türküsü…
Ve uyanırsın vakitli vakitsiz.
Ağlamış bulursun kendini, zamanı belirsiz.
Sahibini anımsayamazsın başucundaki gözyaşlarının.
Evvelsi gece sen olmuşlumdur, sicim sicim.
Ozan Ferah 1995
Elveda 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in beste, şarkı, şiir.add a comment
Sevinçlerim nerede ?
İlk aşkım,
En büyük dostlarım.
Sır dolu buğulu camlar;
Arayın beni,
Bulun beni ıssız sokaklarda.
Yalnızım, yapayalnızım.
Bir şiirlerim var,
Bir de şu son nefes alışlarım.
Haykırıyorum duyan yok.
Birbaşımayım bilen yok.
Sonsuz bir acı, hiç dinmeyecek.
Bilemiyorum.
Ağlıyorum halime,
Acıyorum kendime.
Artık sadece ölümü,
O ebedî sonu bekliyorum.
Huzuru arıyorum
Ve son sözüm;
Elveda…
Ozan Ferah 1994
…Denesem 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in serseri, şiir.add a comment
Bir parça efkârın gölgesinde,
Gözlerim yine hasret dolu.
Bu özlemi bir defter yaprağına yazmayı denesem,
Kağıt benliğini unutur, yanar, kül olur.
Bu özlemi bir kadehe koyup içmeyi denesem,
Bardak benliğini unutur, dökülür, sarhoş olur.
Bu özlemi bir damla yaşa koyup ağlamayı denesem,
Gözlerim benliğini unutur, kurur, kör olur.
Bu özlemi bir mendile sarıp, saklamayı denesem,
Yarın benliğini unutur, döner, bugün olur.
Bu özlemi bir gemiye atıp, gurbete yollamayı denesem,
Gemi benliğini unutur, savrulur, kaybolur.
Ve ben bu özlemi bir adak adayıp, vuslata kurban etmeyi denesem,
Belki yar benliğini unutur, kavuşur, benim olur.
…
Özlemi kadehler dolusu içtik.
Hasreti anlatan kağıtlar yaktık.
Dudaklarımız değilde, kendi gözyaşlarımız avuttu yanaklarımızı.
Koskoca bir sandık doldurduk sardığımız mendillerle.
Gemilerin rotası hep en uzaklara…
Biz sarhoş olduk.
Biz kül olduk, savrulduk.
Ve ağladık.
Özlemi bir türlü yarına gömemedik.
Hey sen! Hasret gemisi!
Birgün yolun düşerse buralara,
Özlemi kurban et vuslata…
Ozan Ferah 16-17 Mart 1999