Ayıp 15 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, serseri, yazi, yazılar, öyküler.add a comment
Bu bir kız. Mesela bakire. Karşı cinsini hiç tanımamış. Ürkek, çekingen ve meraklı. Ailesi tutucu. Tutmuşlar örfün, adetin, dinin, İsa’nın, Musa’nın, Muhammed’in bilgilendirmelerini, kafasına çalıyorlar, sürekli… Biraz nefes alabilse. Buram buram aşk kokuyor, aşk da yetmiyor ona artık. Aradığı farklı birşeyler var ama bilmiyor ne.
Hatırlamadığı birgün evlendiriyorlar bu kızı. Bu adam da kim? Kocası işte.. İlk kez görüyor, atıyorlar karanlık bir odaya, adamın sırtında yumruklar, kızın tükenmiş ümitleri kucağında..
“Korkma” diyor yabancı erkek. Yeniler getireceğiz dünyaya seninle beraber. Anlamasını hiç beklemediler, o da anlamamakta kararlı. Boş, saf, bıkkın bakıyor çalınan yarınına..
Bir hayali vardı onun. Öylesine basit. Sıcak bir el dudaklarında, nereden geldiğini bilmediği değil, sevgiyle karnına koyduğu çocukları sokakta, ve o hayatı kucaklıyor mutlulukla…
Uzanıyorlar yatağa, düğün alayı ve halayı eşliğinde. Anlık bir acı, ne kadar anlamsız. Neler hissetmeli? Belki şu an olduğu gibi hiçbirşey. Sabahı gözü aralık karşılıyor.
Kapı aralık.
Ay Aralık.
Bir daha ki sonbahara aile daha kalabalık.
Hikayesini kimse bilmedi. Okuyorsun ve senle ben bu sırrı mezara dek saklamalıyız. Umutları var onların. Sonlarını hiç bilmemeli, beklemeli, hüsranı bir takım anlamsızlıklar-hissizliklerle kabullenmeliler. Ta ki sen anımsayıp okşayana kadar saçlarını..
Ozan Ferah
istasyon 15 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, serseri, yazi, yazılar, öyküler.add a comment

Kafam allak bullak, mantığım kalemim gibi bitesiye üç yaza oturdum; Erenköy’ün tozlu ve aynı zamanda pis tren istasyonuna. Elim hiçbir şekilde düşünsel yetilerimi kullanmadan kutusundan bir adet cigara çıkarttı. Ve aynı gayri ihtiyarilikle yaktı, meşhur Kav kibritim onu.
Soluk soluğa yarılamıştım ki cigaramı, yanıma oturmuş bulunan ihtiyar adamın bilinçsizliğinde, ani sesiyle irkildim. Ses tonundan ve de mimiklerinden, nefesini tüketmesinin sebebinin “nasihat” olduğu kanısına vardım. Belli ki tecrübelerine dayanarak cigaranın zararlarını, körpe olarak benimsediği vücudumun bana dargın olduğunu anlatıyordu.
Dargın deyince aklıma sevgilim geldi. Dargındı bana şimdi. Kırgın. Kendi hoşgörüsünün ve sabrının bedelini gözyaşlarıyla, peşin ödüyordu.
Kendime kızar gibi oldum, sonra iyiden iyiye azarladım bilinç altımda. Sabırsız ve katil olarak başrolü üstlenmiş sözcüklerim, şimdi yaratıcısını, yani senaristini, yanisi beni, öz be öz kendimi eleştiriyordu.
Sıcaktan bozulmamak üzere buzdolabına konulmuş yoğurt misali, yanlış bilgilendirilmiş ev sahiplerinin akşam yemeğinde balık yerken, misal örneğinden uzak durmaları gibi korkuyordum yalnızlığımdan…
Rüzgar esince ne kadar fedakar ve yardımsever oluyorsa yel değirmenleri, ben de öylesi vefakar ve hatasının bilincinde, mahcubiyetin temsilcisi olarak, son derece küçültücü özürler sarfetmeliydim, Birtanem’e.
Öyle sahici kaptırmıştım ki kendimi düşüncelerime, yaşça geçkin adamın benimle aynı hatayı yapan, farklı kimlikteki delikanlıya yöneldiğini idrak edememiştim. Acaba neler demişti. Yoksun kalmıştım nasihatlarından. Hoş ne kadar fayda sağlayacaktı ki zaten!
Yorgun argın, güç bela, ulaştığım yatağıma, derin ve uzun bir uyku özlemiyle sokulurken, saygısız ve aç bir sivrisineğin aynı derece hainlikle kulağımı tırmalaması güncelliğiyle, başıboş daldım yine düşlerime. Sabır taşı çatlatır cinsinden gecikmişliği ile beni almadan uzaklaşan trenin ardından…
A. Ozan FERAH
Cumhuriyet Mitingi 15 Nisan 2007
Posted by anatolian in Atatürk, serseri.add a comment
Ankara Tandoğan Meydanına sabah 9:30da ulaştık. Kalabalık usul usul artarken, Cumhuriyete olan inancını ve ne denli büyük bir güçle savunacağını sloganlarla haykırıyordu. Benim şahit olduğum kadarıyla 5′inden 75′ine insanlar ellerinde en azından kükük bir Türk bayrağıyla ama yüreklerinde kocaman bir vatan sevdasıyla oradaydılar.
Her birey yalnız olmadığını, daha doğrusu onun gibi milyonlarca olduğunu anlamın tebessümüyle önce miting alanına yerleşti. Dakikalar ilerledikçe meydana sığamaz olduk. Cadde cadde, sokak sokak ve hatta boş bir ağaç dalı bırakmazmışcasına heryer dolduruldu. Sıkışık ama çok mutluyduk.
Sloganlar, tezahüratlar, haykırışlar, marşlar, şarkılar, türküler, gözyaşları…
Akın akın Anıtkabire doluştuk. Kilometrelerce bayraklar. Anlatılamaz ancak yaşanabilir bir kırmızılık. En değerli hazinesine, namahremine uzanmış kirli ellere bir öfke gibi kıpkırmızı. Binlerce Atatürk posterleri.
Yaşlısı: 5 torunum var. Onlar için buradayım.
Genci: Genciz. Güçlüyüz. Atatürkçüyüz.
Ve çocuğu (her bireyi gibi): Tayyip pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım.
Oradaydık. Gelemeyenler için de. Birdik, kim olursak olalım. Ve biliyorum oradasınız, benim gibi.
Biz…
Cumhuriyetiz.
Lâikiz.
Mustafa Kemal’in askerleriyiz!
Mustafa Kemal’iz.
Bizler Türkiye Cumhuriyeti’yiz!
![]() |
| Cumhuriyet Mitingi |
