Müslüm Gürses – Aşk Bu Değil 6 Haziran 2007
Posted by anatolian in arabesk, ask, beste, şiir.1 comment so far
Bana bakıp bakıp acıma öyle.
Dolaşıp bir başıma geziyorsam başı boş,
Bu benim kendi itliğim.
Resminin de hesabını gördüm o gün.
Sana beddua ettiğimi de nerden çıkardın.
Sana duam tutmaz ki bedduam tutsun.
Bundan sonra dünya güzeli kulağıma aşk dese, ben derim hoşt!
İşte görüyorsun birtanem.
Ortada ne aşk var, ne meşk var.
İyisi mi anana babana dön, sımsıkı sarıl.
Aklın ermez senin böyle şeylere.
Dedim ya sen bana bakma, benim…
Aşk bu değil.
Yapma güzel!
Sen insanı güldürürsün…
Sen insanı güldürürsün…
Sevişirken ah güzel güzel.
Sevişirken ah güzel güzel.
Sen insanı öldürürsün.
Sen insanı öldürürsün.
Dinlemek için: tıklayın
İndirmek için: tıklayın
Kızıl Çiçekler 26 Mayıs 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, yazi, şiir.add a comment
Gün batımında, bulutlarda açan kızıl çiçekler.
Sanki sen gibi…
Ardısıra martı sürüleri, çığlık çığlığa.
Bu liman kentinde, balıkçı motorlarının peşinde.
Ben de hırslıyım, o kuşlar gibi…
Senin için uçabilirim, mesafelerce.
Ya da gitmesen, beklesen beni,
Feda ederim benliğimi.
Oysa ne yufka yüreklidir balıkçılar.
Asla boynu bükük bırakmazlar martıları.
Sen de acısan bana.
Uzaklaşmasan…
Ama işte bu umutla, o gün batımında,
Sana koştuğumda;
Zamansız gidişin vardı.
Bulutlar vardı.
Çiçekler vardı.
Kızıllardı.
Ozan Ferah
Öylesine 22 Mayıs 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, yazi, yazılar, öyküler.add a comment
İstediğini almayı öğrenmelisin. Engeller seni korkutmamalı, sen onları korkutmalısın.
Hayır! Yenilmez olduğunu bilmek zorunda kimse değil. Kendine yetmelisin. Bilinçsiz zeka sadece derttir. Kafanı kullan ki amacın önünde diz çöksün.
Arzularının efendisi ol. Doğruyu gör ve onun için savaş.
Duygularını özgürce haykır. Özgürlük bir kelebek. Yakalamasını bilirsen senin olur. Hata yokluğu getirir. Hakimiyet yalnız ve yalnız senindir.
Bedenin düşüncelerine yenik düşmesine izin ver. Başarıya koş.
“Başarı tamamıyla şansa bağlıdır. İnanmazsan başarısız insana sor. –Earl Wilson.”
Güzellikleri sonuna kadar yaşama. Yoksa anlamsızlaşır. Onlar hakkında çekeceğin acılar sana bunları unutturmaz. Yaşanacak birşey kalmadıysa farkında olmadan unutursun..
Sevgi emek ister. Ait olduğun insanı bulduğunda, onunla büyümeli, yaşlanmalı ve sonsuzluk onun yanında bulmalı seni. Sadakat de, tutku da karşılıklı olmalı… Paylaşmalı…
Yalanmış Meğer 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, beste, edebiyat, serseri, şarkı, şiir.add a comment
Anılar canlandı yine, bu akşam ansızın.
Kalbim kırık, gözüm yaşlı ama sen yoksun artık.
Yüreğimdeki bu acı ne zaman diner bilmem ama,
İnan bana yazık ettin, bir daha dönmem, asla.
Verdiğin sözler yalan, yalanmış meğer.
Bu kadar acı bana fazla, çek git artık, yeter!
Belki hâlâ kalbimdesin ama,
İnan bana unutmak için herşeyi yapıyorum.
Bu sevda biter, sonsuza dek sürmez,
Ama böyle bir sevgiyi bulamayacaksın bir daha.
Bilir bunu deli gönlün,
İtiraf edemez kendine.
Ben dudaklarımdan adını sildim.
Aklıma geldikçe dolar içime bir keder,
Verdiğin sözler yalan, hepsi yalanmış meğer.
Söz-Müzik: Onur ERDOĞAN, Ozan FERAH
Sicim Sicim 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in serseri, şiir.2 comments
Usulca koyarsın başını yastığına.
Aklında ne var, hiç bilemem.
Ben rüyalarında bulurum seni.
Vuslatımdır geceden sabaha.
Uyanma. Sakın uyanma!
Seni bulurum rüyalarında.
Geceler ümidimdir,
Başını yastığına her koyduğunda.
Korkma. Ah sakın korkma!
Karabasan değilim rüyalarında.
Bir ninnidir bu; yalnızlığın türküsü…
Ve uyanırsın vakitli vakitsiz.
Ağlamış bulursun kendini, zamanı belirsiz.
Sahibini anımsayamazsın başucundaki gözyaşlarının.
Evvelsi gece sen olmuşlumdur, sicim sicim.
Ozan Ferah 1995
Elveda 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in beste, şarkı, şiir.add a comment
Sevinçlerim nerede ?
İlk aşkım,
En büyük dostlarım.
Sır dolu buğulu camlar;
Arayın beni,
Bulun beni ıssız sokaklarda.
Yalnızım, yapayalnızım.
Bir şiirlerim var,
Bir de şu son nefes alışlarım.
Haykırıyorum duyan yok.
Birbaşımayım bilen yok.
Sonsuz bir acı, hiç dinmeyecek.
Bilemiyorum.
Ağlıyorum halime,
Acıyorum kendime.
Artık sadece ölümü,
O ebedî sonu bekliyorum.
Huzuru arıyorum
Ve son sözüm;
Elveda…
Ozan Ferah 1994
…Denesem 17 Nisan 2007
Posted by anatolian in serseri, şiir.add a comment
Bir parça efkârın gölgesinde,
Gözlerim yine hasret dolu.
Bu özlemi bir defter yaprağına yazmayı denesem,
Kağıt benliğini unutur, yanar, kül olur.
Bu özlemi bir kadehe koyup içmeyi denesem,
Bardak benliğini unutur, dökülür, sarhoş olur.
Bu özlemi bir damla yaşa koyup ağlamayı denesem,
Gözlerim benliğini unutur, kurur, kör olur.
Bu özlemi bir mendile sarıp, saklamayı denesem,
Yarın benliğini unutur, döner, bugün olur.
Bu özlemi bir gemiye atıp, gurbete yollamayı denesem,
Gemi benliğini unutur, savrulur, kaybolur.
Ve ben bu özlemi bir adak adayıp, vuslata kurban etmeyi denesem,
Belki yar benliğini unutur, kavuşur, benim olur.
…
Özlemi kadehler dolusu içtik.
Hasreti anlatan kağıtlar yaktık.
Dudaklarımız değilde, kendi gözyaşlarımız avuttu yanaklarımızı.
Koskoca bir sandık doldurduk sardığımız mendillerle.
Gemilerin rotası hep en uzaklara…
Biz sarhoş olduk.
Biz kül olduk, savrulduk.
Ve ağladık.
Özlemi bir türlü yarına gömemedik.
Hey sen! Hasret gemisi!
Birgün yolun düşerse buralara,
Özlemi kurban et vuslata…
Ozan Ferah 16-17 Mart 1999
Belki Yine 16 Nisan 2007
Posted by anatolian in şiir.add a comment
Yine buram buram sen kokuyorum.
Ellerin, saçların, dudakların oluyorum belki.
Ve yine derin derin gözlerin bakıyorum,
Ümidin, yarının, özlemin oluyorum belki.
Yine cıvıl cıvıl sesin duyuyorum,
Sözlerin şarkıların, haykırışların oluyorum belki.
Ve yine usul usul rüyaların çalıyorum;
Sevgilin, kahramanın oluyorum belki.
Belki de karabasanın.
Yine ışıl ışıl güneş gündüzlerinde,
Ve yine pırıl pırıl yıldız gecelerinde.
Belki uzakta, yine de yanında.
Belki yavaş yavaş sen oluyorum.
Ellerin, saçların, dudakların kokuyorum yine…
Gözlerin, sesin, rüyaların oluyorum yine…
Belki içili içli ben soruyorsun yine,
Yine belki… Belki yine.
Ozan Ferah 28 Aralık 1997 01:16
NEYDİ BU ŞİİRİN İSMİ ? 16 Nisan 2007
Posted by anatolian in şiir.add a comment
Bu akşam da mı böylesin ?
Gözlerinde aynı hüzün var,
Eskiden olduğu gibi.
Daha önce de yaşamıştın bu çelişkiyi.
Hep aynı şeyleri yaşıyorsun.
Sen galiba adam olmayacaksın.
Zaten incinmişti kalbin, zaten kırık.
Hâlâ zorluyorsun onu, yeni bir sevda uğruna.
“Daha kimbilir neler olacak.” mı diyorsun ?
Sanki bunları da önceden duymuştun.
Belki unutmuştun, belki yine unutacaksın.
Ama sen, o ince ruhunla yeniden üzüleceksin.
İncinmesin diye uğraştığın çiçekler,
Tüm güzellikleri ve şahanelikleriyle,
Seni gün geliyor bile bile eziyorlar.
Paramparça, tane tane ayırıveriyorlar.
Güçsüz ve dermansız bir açlık içerisindesin.
Bocalıyor, hırslanıyor, kızıyor,
Fakat sonunda daha bilinmez oluyorsun.
Çocuk sen adam olmuyorsun.
Yanakların yine ıslanacak.
Başın yine saklanacak dizlerinin arasına.
Dudaklarında biraz kan,
Gülüşlerinde yalan olacak.
Bedenin yorgun argın,
Düşüncelerin, mutların, yarınların dargın.
Bakışların biraz boş,
Şu deli gönlün sarhoş olacak.
Daha kaç kere yaşayacaksın aşkları sersefil.
Hani birgün gelecek, sen olacaktın çekip giden..
Yine mi yeniliyorsun, yine mi pes ediyorsun ?
Çocuk; sen adam olmuyorsun…
Ozan Ferah 30 Ekim 1997
Hayal ve Gerçek 16 Nisan 2007
Posted by anatolian in serseri, şiir.add a comment
Pembe panjurlu bir evimiz olsa…
Ve demet demet kır çiçekleri..
Hayatı hiçe saysak.
Yarına ulaşmak için değil,
Bugünü doyasıya ölmek için yaşasak.
Ben umursamasam kederi,
Ve sen hep masallar anlatsan.
Başın dizlerimle barışık,
Dudakların benimkine yapışık.
Sonra ben kulağına iki kelime fısıldasam.
Sen üç tanesiyle cevap versen.
Bana beni, sence anlatsan;
İnansam, mutlansam, ağlasam.
İşte böyle aldatsak birbirimizi.
Yalanlarımıza inansak.
Hain olsak çılgınlar gibi…
Ve sen.. Şimdi… Dönüp bakmadan gidiyor olmasan.
Ozan Ferah
Sev 16 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, serseri, yazi, yazılar, öyküler.add a comment
Sevgiyle birbirimize bağlanırız. Ne çılgın bir maceradan az, ne de ölmekten çoktur aradığımız. Gözlerimizi olabildiğince açarız, bakarken, daha iyi görebilmek için. Sözcükler vardır kimi zaman, kimi zaman sessizlikte saklı şiirler. Umut vardır her şeyden fazla… Yarını yine onunla kucaklama umudu… İki kişiyi geçmez kurulan dünyanın nüfusu.
Beklemeyi öğretir bize. Beklerken özlemeyi, hasrete boyun eğmeyi, vuslatın değerini bilmeyi. Bazen inanmayı yalanlara. Tabiatında var ya bu, “Bu kadar da olmamalı.” dedirtir insana. O denli hızlı çarpar kalbimiz, duracak zannederiz, hızlanır aksine. Güzellik görece bir kavramdır artık. İşte apaçık karşımızdadır. Paylaşamayız.
Şarkılar yaparız uğruna ve şiirler yazarız dizeler dolusu. Evrenin en yetenekli yazarı oluruz, en Aşık Veysel’i, en Orhan Veli’si. Karanfiller daha kırmızıdır, gökyüzü masmavi, dağlar daha heybetli, kuşlar daha özgür, göz kamaştırıcı bir pembedir penceresinin panjurları ve yakamoz ışıl ışıl.
Güneşi erken karşılar oluruz. Geceleri uykuyu unuturuz. Perişanızdır aslında. Uykusuz, dalgın ve aşık.
Nihayet sonbahar gelir çatar. Panjurlar kapanır, perdeler çekilir. Susar tüm kuşlar ve solar çoğu çiçekler, bir daha ki bahara kadar… Kimi zaman baharlar gecikir. Eski baharlar anımsanır. Hatta belli mi olur? Ağlarız. Emektar yağmur, şimdi sadece göz yaşlarımızı saklamaya yarar.
Anı dolu sokaklardan kaçmaya başlarız. Her gün geçilen yollar değişir. Yeni güzergahlar çizilir, gizlice.
Karşı kaldırımdaki haylaz çocuk yerinde değil.
Ozan Ferah
Ayıp 15 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, serseri, yazi, yazılar, öyküler.add a comment
Bu bir kız. Mesela bakire. Karşı cinsini hiç tanımamış. Ürkek, çekingen ve meraklı. Ailesi tutucu. Tutmuşlar örfün, adetin, dinin, İsa’nın, Musa’nın, Muhammed’in bilgilendirmelerini, kafasına çalıyorlar, sürekli… Biraz nefes alabilse. Buram buram aşk kokuyor, aşk da yetmiyor ona artık. Aradığı farklı birşeyler var ama bilmiyor ne.
Hatırlamadığı birgün evlendiriyorlar bu kızı. Bu adam da kim? Kocası işte.. İlk kez görüyor, atıyorlar karanlık bir odaya, adamın sırtında yumruklar, kızın tükenmiş ümitleri kucağında..
“Korkma” diyor yabancı erkek. Yeniler getireceğiz dünyaya seninle beraber. Anlamasını hiç beklemediler, o da anlamamakta kararlı. Boş, saf, bıkkın bakıyor çalınan yarınına..
Bir hayali vardı onun. Öylesine basit. Sıcak bir el dudaklarında, nereden geldiğini bilmediği değil, sevgiyle karnına koyduğu çocukları sokakta, ve o hayatı kucaklıyor mutlulukla…
Uzanıyorlar yatağa, düğün alayı ve halayı eşliğinde. Anlık bir acı, ne kadar anlamsız. Neler hissetmeli? Belki şu an olduğu gibi hiçbirşey. Sabahı gözü aralık karşılıyor.
Kapı aralık.
Ay Aralık.
Bir daha ki sonbahara aile daha kalabalık.
Hikayesini kimse bilmedi. Okuyorsun ve senle ben bu sırrı mezara dek saklamalıyız. Umutları var onların. Sonlarını hiç bilmemeli, beklemeli, hüsranı bir takım anlamsızlıklar-hissizliklerle kabullenmeliler. Ta ki sen anımsayıp okşayana kadar saçlarını..
Ozan Ferah
istasyon 15 Nisan 2007
Posted by anatolian in ask, edebiyat, serseri, yazi, yazılar, öyküler.add a comment

Kafam allak bullak, mantığım kalemim gibi bitesiye üç yaza oturdum; Erenköy’ün tozlu ve aynı zamanda pis tren istasyonuna. Elim hiçbir şekilde düşünsel yetilerimi kullanmadan kutusundan bir adet cigara çıkarttı. Ve aynı gayri ihtiyarilikle yaktı, meşhur Kav kibritim onu.
Soluk soluğa yarılamıştım ki cigaramı, yanıma oturmuş bulunan ihtiyar adamın bilinçsizliğinde, ani sesiyle irkildim. Ses tonundan ve de mimiklerinden, nefesini tüketmesinin sebebinin “nasihat” olduğu kanısına vardım. Belli ki tecrübelerine dayanarak cigaranın zararlarını, körpe olarak benimsediği vücudumun bana dargın olduğunu anlatıyordu.
Dargın deyince aklıma sevgilim geldi. Dargındı bana şimdi. Kırgın. Kendi hoşgörüsünün ve sabrının bedelini gözyaşlarıyla, peşin ödüyordu.
Kendime kızar gibi oldum, sonra iyiden iyiye azarladım bilinç altımda. Sabırsız ve katil olarak başrolü üstlenmiş sözcüklerim, şimdi yaratıcısını, yani senaristini, yanisi beni, öz be öz kendimi eleştiriyordu.
Sıcaktan bozulmamak üzere buzdolabına konulmuş yoğurt misali, yanlış bilgilendirilmiş ev sahiplerinin akşam yemeğinde balık yerken, misal örneğinden uzak durmaları gibi korkuyordum yalnızlığımdan…
Rüzgar esince ne kadar fedakar ve yardımsever oluyorsa yel değirmenleri, ben de öylesi vefakar ve hatasının bilincinde, mahcubiyetin temsilcisi olarak, son derece küçültücü özürler sarfetmeliydim, Birtanem’e.
Öyle sahici kaptırmıştım ki kendimi düşüncelerime, yaşça geçkin adamın benimle aynı hatayı yapan, farklı kimlikteki delikanlıya yöneldiğini idrak edememiştim. Acaba neler demişti. Yoksun kalmıştım nasihatlarından. Hoş ne kadar fayda sağlayacaktı ki zaten!
Yorgun argın, güç bela, ulaştığım yatağıma, derin ve uzun bir uyku özlemiyle sokulurken, saygısız ve aç bir sivrisineğin aynı derece hainlikle kulağımı tırmalaması güncelliğiyle, başıboş daldım yine düşlerime. Sabır taşı çatlatır cinsinden gecikmişliği ile beni almadan uzaklaşan trenin ardından…
A. Ozan FERAH
Cumhuriyet Mitingi 15 Nisan 2007
Posted by anatolian in Atatürk, serseri.add a comment
Ankara Tandoğan Meydanına sabah 9:30da ulaştık. Kalabalık usul usul artarken, Cumhuriyete olan inancını ve ne denli büyük bir güçle savunacağını sloganlarla haykırıyordu. Benim şahit olduğum kadarıyla 5′inden 75′ine insanlar ellerinde en azından kükük bir Türk bayrağıyla ama yüreklerinde kocaman bir vatan sevdasıyla oradaydılar.
Her birey yalnız olmadığını, daha doğrusu onun gibi milyonlarca olduğunu anlamın tebessümüyle önce miting alanına yerleşti. Dakikalar ilerledikçe meydana sığamaz olduk. Cadde cadde, sokak sokak ve hatta boş bir ağaç dalı bırakmazmışcasına heryer dolduruldu. Sıkışık ama çok mutluyduk.
Sloganlar, tezahüratlar, haykırışlar, marşlar, şarkılar, türküler, gözyaşları…
Akın akın Anıtkabire doluştuk. Kilometrelerce bayraklar. Anlatılamaz ancak yaşanabilir bir kırmızılık. En değerli hazinesine, namahremine uzanmış kirli ellere bir öfke gibi kıpkırmızı. Binlerce Atatürk posterleri.
Yaşlısı: 5 torunum var. Onlar için buradayım.
Genci: Genciz. Güçlüyüz. Atatürkçüyüz.
Ve çocuğu (her bireyi gibi): Tayyip pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım.
Oradaydık. Gelemeyenler için de. Birdik, kim olursak olalım. Ve biliyorum oradasınız, benim gibi.
Biz…
Cumhuriyetiz.
Lâikiz.
Mustafa Kemal’in askerleriyiz!
Mustafa Kemal’iz.
Bizler Türkiye Cumhuriyeti’yiz!
![]() |
| Cumhuriyet Mitingi |
